| Editörden Yorum |
ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırgan tutumunu “uyuşturucuyla mücadele” kılıfına sokması, artık kimseyi ikna etmiyor. Bu, ne ilk ne de son. Tarih, Washington’un hazır bahaneler üretip ülkeleri hedef aldığı örneklerle dolu. Bugün Venezuela, dün Irak ve Afganistan… Değişen tek şey gerekçelerin ambalajı; zihniyet aynı, sonuç aynı: yıkım, kan ve kaos.
“Dünyaya barış getireceğim” sözünü dilinden düşürmeyen Donald Trump ve ardılları, fiiliyatta dünyayı kana bulamayı sürdürüyor. Barış söylemiyle pazarlanan bu politikalar, gerçekte terörize eden, istikrarsızlaştıran ve işgali normalleştiren bir çizginin ürünü. Uyuşturucu, terör, demokrasi… Hangisi gerekiyorsa o etiket yapıştırılıyor; hedef ülke ilan ediliyor; ardından hava sahaları kapatılıyor, üsler vuruluyor, siviller korku içinde bırakılıyor.
Irak’ta “kitle imha silahları” yalanıyla başlayan işgalin sonu ne oldu? Yıllar sonra “Yanıldık, nükleer silah yokmuş” itirafları geldi. Bedelini kim ödedi? Milyonlarca insan. Afganistan’da “terörle mücadele” adı altında geçen on yılların ardından geriye ne kaldı? Yıkılmış bir ülke, kayıp bir nesil. Bu itiraflar, ABD’nin ‘yanlış hesap’ değil, sistematik bir güç zorbalığı izlediğinin kanıtıdır.
Venezuela’ya gelince… Uyuşturucu bahanesi, askeri helikopterler, hedef alınan tesisler ve başkentte yükselen dumanlar… Bunların hiçbiri barışın dili değildir. Bu, devletlerarası terördür. Bir ülkenin egemenliğini hiçe saymak, liderlerini hedef almak, hava sahasını fiilen kilitlemek; bunlar uluslararası hukukun açık ihlalidir. İşgal için “hazır gerekçeler” üretmek, ancak terörist bir aklın refleksi olabilir.
Dünya artık bu oyunu görmek zorunda. Sessizlik, suç ortaklığıdır. Uluslararası toplum, ABD’nin bu pervasızlığı karşısında birleşmeli; çifte standartlara son vermeli; hukuku, egemenliği ve barışı savunmalıdır. Bugün Venezuela yalnız bırakılırsa, yarın başka bir ülke aynı senaryonun hedefi olacaktır.
Buradan açık çağrımızdır!
Dünya devletleri ABD terörüne karşı birleşmeli, yaptırım ve tehdit diline teslim olmamalı, Venezuela’nın egemenliğine destek vermelidir. Barış, bombalarla gelmez. Demokrasi, helikopter gürültüsüyle inşa edilmez. Hukuk, güçlü olanın keyfine göre eğilip bükülemez.
Peki nerede beyin ölümü yaşayan Birleşmiş Milletler?
Her krizden sonra “endişeliyiz” açıklaması yapıp, iş fiili saldırıya gelince derin bir sessizliğe gömülen BM, bugün ne işe yarıyor? Haritalar bombalarla yeniden çizilirken, siviller korku içinde yaşarken, uluslararası hukuk hangi rafta tozlanıyor?
Nerede kaldı insanlık?
Hangi çağdayız biz? Güçlü olanın vurduğu, zayıf olanın suçlu ilan edildiği bu düzeni normalleştirmek insanlığın neresine sığar? Çocukların uykusu jet sesleriyle bölünürken, başkentler duman altındayken hangi “medeniyet”ten söz ediliyor?
Nerede devletlerin bağımsız hukuku?
Hukuk sadece küçük ülkelere mi var? Büyük güçler söz konusu olduğunda askıya mı alınıyor? Eğer hukuk, sadece güçlünün sopasına dönüşmüşse, adına artık hukuk değil küresel zorbalık denir.
Bu düzen böyle gitmez.
Tarih, yalan gerekçelerle yapılan işgalleri affetmez.
Barış söylemiyle yıkım üretenleri de…
…Ve unutulmasın! Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik, suça ortaklıktır.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"
