İdam Durduran Lider, Katliama Göz Yuman Başkan!

Aziz DAĞTEKİN Yazdı


Washington’dan gelen her açıklama gerçeği aydınlatmıyor; çoğu zaman sis perdesini daha da kalınlaştırıyor. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in “Trump İran’da 800 idamı durdurdu” iddiası da bu sisin son örneği. Bu açıklama ilk bakışta insani, hatta tarihi bir başarı gibi sunuluyor. Ancak meseleye biraz yakından bakıldığında ortada ciddi bir çelişki, hatta bilinçli bir algı operasyonu olduğu görülüyor.

Öncelikle şunu sormak gerekiyor: ABD’nin ağır ambargolarla boğduğu bir ülkede yaşanan insani krizlerin ahlaki sorumluluğu kime aittir? Eğer Trump gerçekten İran halkının hayatını önemsiyorsa, neden bu halkı açlığa, ilaca erişimsizliğe ve ekonomik çöküşe mahkûm eden yaptırımlar hâlâ yürürlükte?

“800 idam durduruldu” söylemi, kulağa hoş gelen ama altı boş bir siyasi propagandadan ibaret olabilir. Zira iddia edilen bu kişilerin kim olduğu, hangi suçlamalarla yargılandığı ve neden özellikle şimdi gündeme getirildiği belirsizdir. Dahası, bu isimlerin Batı merkezli yapılarla, AB ve Atlantik eksenli istihbarat ağlarıyla bağlantılı “kullanışlı aparatlar” olduğu yönündeki iddialar yabana atılacak türden değildir.

Bugün İran’da yaşananlar spontane bir halk hareketi olarak okunamaz. Evet, sokağa çıkanlar İran halkıdır; ancak bu hareketlerin dijital medya üzerinden yönlendirilmesi, Batılı medya organlarının tek merkezden üretilmiş dili ve senkronize “özgürlük” söylemleri, emperyal aklın sahnede olduğunu açıkça göstermektedir. Bu, Ortadoğu’da defalarca izlediğimiz tanıdık bir senaryodur.

Trump’ın Fox News üzerinden yaptığı açıklamalar, bir devlet adamından çok bir seçim kampanyası yürüten adayın dilini yansıtmaktadır: “Eylemlere devam edin, ABD yardımı yolda.” Bu söylem, İran halkına duyulan bir sevgiden değil, rejim değiştirme hedefinden beslenmektedir. Görünen odur ki ABD, İran dosyasında diplomasi defterini kapatmış; uzun vadeli, yıpratıcı ve vekâlet unsurlarına dayalı bir çatışma stratejisini devreye sokmuştur.

Bu noktada kritik bir başka unsur daha vardır: İran’da FETÖ benzeri yapılanmaların varlığı iddiası. Devletin kılcal damarlarına sızmış, dış istihbarat servisleriyle temas hâlinde olan bu yapıların; CIA, MOSSAD ve İngiliz istihbarat geleneğiyle bağlantılı aparatlar olarak kullanıldığı yönündeki analizler, bölgesel güvenlik perspektifinden ciddiyetle ele alınmalıdır.

Asıl tehlike ise daha derindedir. İran’daki iç karışıklıkların uzun vadede bölgesel haritaları yeniden çizme planına hizmet etme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Kademeli olarak oluşturulmak istenen yeni bir “Kürdistan havzası”, yalnızca İran’ı değil; Türkiye’yi, Irak’ı ve Suriye’yi de doğrudan hedef alan jeopolitik bir projedir.

Trump’ın çelişkisi tam da burada düğümleniyor: Bir yandan “sivil ölümlere karşıyım” diyen bir lider, diğer yandan bu ölümlerin altyapısını oluşturan ambargoları, ekonomik savaş araçlarını ve istikrarsızlaştırma politikalarını ısrarla sürdürüyor. Bu, insani bir duruş değil; seçici vicdanla yürütülen emperyal bir stratejidir.

Peki soralım: ABD’nin sınırsız siyasi, askeri ve diplomatik desteğiyle İsrail’in Gazze’de katlettiği 60 bini aşkın sivilin kadınların, çocukların, bebeklerin ve görevini yapan basın mensuplarının kanının hesabını kim verecek? Hastanelerin bombalandığı, gazetecilerin hedef alındığı, toplu mezarların ortaya çıktığı Gazze’de akan kan, Trump’ın “insani hassasiyet” söyleminin neresine düşüyor?

Ey barışçı geçinen Trump; madem vicdan sahibisin, Gazze’deki ölümlere neden sessiz kaldın? Neden İsrail’e “ciddi sonuçlar” hatırlatılmadı? Neden bir tek yaptırım, bir tek uyarı, bir tek kırmızı çizgi görmedik? İran söz konusu olunca yüksek perdeden insan hakları nutukları atanlar, Gazze’de söz konusu olan Müslüman siviller olunca neden kör, sağır ve dilsiz kesildi?

Bu sessizlik bir unutkanlık değil, bir tercihtir. Ve bu tercih bize şunu açıkça gösteriyor. Trump’ın insan hakları söylemi evrensel değil; kime karşı, ne zaman ve hangi stratejik çıkarla kullanılacağı önceden belirlenmiş bir araçtır. İran’da idamlar üzerinden ahlaki üstünlük taslayan bir liderin, Gazze’de on binlerce masumun katledilmesini görmezden gelmesi, vicdan değil; çıkar merkezli bir siyaset anlayışıdır.

İran’a düşen görev nettir: Halkını dinlemek, meşru talepleri görmezden gelmemek ve çözümü dış müdahalelerde değil, kendi toplumsal dinamiklerinde aramaktır. Ancak aynı zamanda, ülkenin iç işlerine yönelik bu çok katmanlı müdahalelere karşı da uyanık olmak zorundadır.

Sonuç olarak; Trump’ın “800 idamı durdurdum” söylemi, tarihe bir insan hakları başarısı olarak değil, bir rejim değiştirme operasyonunun PR cümlesi olarak geçme riski taşımaktadır. Gerçek barış, tweetlerle değil; ambargoların kaldırılmasıyla, halkların iradesine saygıyla ve emperyal hesapların terk edilmesiyle mümkündür.

Ancak görünen odur ki Trump’ın derdi İran halkı değildir. Onun kurtarmaya çalıştığı, yıllardır eğittiği, finanse ettiği, bilgi devşirdiği ve günü geldiğinde sahaya sürdüğü “kullanışlı aparatlarıdır.” Bugün “idamdan kurtardım” diye sunulanlar, yarın İran sokaklarında “özgürlük” etiketiyle vitrine çıkarılacak taşeronlardır. Trump, mazlumları değil; yatırım yaptığı unsurları korumanın, harcadığı paranın ve kurduğu ağların boşa gitmemesinin hesabını yapmaktadır.

Bu yüzden bu hikâyede ne vicdan vardır ne de samimiyet. Ortada yalnızca emperyal aklın soğuk muhasebesi vardır. İran halkı bu oyunun figüranı değil, öznesi olmak zorundadır. Aksi hâlde bugün “idamları durdurduk” diyenler, yarın aynı ülkeyi daha büyük bir kaosun içine sürüklemekten bir an bile tereddüt etmeyecektir.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

ABD Başkanı Trump’tan İran Mesajı: İdam Planları İptal Edildi mi?

ABD Başkanı Donald Trump, İran’da devam eden rejim karşıtı protestolarla ilgili açıklamalarda bulundu. Oval Ofis’te …

Bir yanıt yazın