Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Emeksiz zengin olanın, kitapsız bilgin olanın, sermayesi din olanın rehberi şeytan olmuştur. Ve unutulmamalıdır! Hayatın provası yoktur. Ne yeniden yaşamak mümkündür, ne de yaşadıklarını silebilmek…
Bugün içinde yaşadığımız çağ, belki de insanlık tarihinin en büyük imkânlarını sunarken, aynı zamanda en büyük yoksulluğunu da beraberinde getirmiştir. Bu yoksulluk, ekmek yoksulluğu değildir yalnızca. Bu, anlam yoksulluğudur. Bu, emek yoksulluğudur. Bu, ilim ve ideal yoksulluğudur.
Bir zamanlar fakirlik, insanın cebinde olurdu. Bugün ise fakirlik, insanın ruhundadır.
Bir zamanlar cahillik, kitap bulamamaktan doğardı. Bugün ise kitap okumamaktan doğmaktadır.
Çünkü artık insanlar öğrenmek için değil, görünmek için çaba sarf ediyor. Bilmek için değil, bilinirmiş gibi yapmak için yaşıyor. Emek vermeden kazanmanın, okumadan konuşmanın, düşünmeden hüküm vermenin sıradanlaştığı bir çağdayız.
Emeksiz zengin olanın, kitapsız bilgin olanın sermayesi din olanın rehberi şeytan olmuştur. provası yoktur hayatın ne yeniden yaşamak mümkün ne de yaşadıklarını silebilmek
Küresel pedofili ağı mı devrede
Ve bu çağın en ağır bedelini, ne yazık ki eğitim ve eğitimciler ödüyor.
Bir ülkenin gerçek hazinesi altını, petrolü ya da binaları değildir. Bir ülkenin gerçek hazinesi, idealist öğretmenleri ve öğrenmeye aç çocuklarıdır. Çünkü öğretmen, yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Öğretmen, bir ruh inşa eder. Bir karakter yoğurur. Bir insan yetiştirir.
Fakat bugün öğretmen, sistemin içinde bir eğitim neferi olmaktan çıkarılmış, bürokrasinin içinde sıkışmış bir memura dönüştürülmüştür.
Eskiden öğretmen öğrenciyi değerlendirirdi. Bugün ise öğretmen, öğrenci ve velinin verdiği puanla değerlendirilmektedir.
Eskiden öğretmen, öğrencinin gözündeki ışığı büyütmeye çalışırdı. Bugün ise öğretmen, evrakların, performans raporlarının ve bitmek bilmeyen müfredat yetiştirme telaşının içinde o ışığı fark edemez hale getirilmiştir.
Eğitimcinin enerjisi artık öğrenciyi anlamaya değil, sistemi memnun etmeye harcanmaktadır.
Bu, bir mesleğin sessiz çöküşüdür.
Bu, bir idealin yavaş yavaş öldürülmesidir.
Daha acı olan ise, bu çöküşün en büyük mağdurunun çocuklar olmasıdır.
Bugün birçok öğrenci, bilgiye ulaşma çağında olmasına rağmen bilgiden uzaktır. Çünkü bilgiye ulaşmak ile bilgiyi istemek aynı şey değildir.
Telefon ekranları, kitap sayfalarının yerini almıştır.
Kısa videolar, uzun düşüncelerin yerini almıştır.
Hazır cevaplar, derin soruların yerini almıştır.
Okumayan bir nesil yetişmektedir.
Okumayan insan, düşünemez.
Düşünemeyen insan, sorgulayamaz.
Sorgulayamayan insan ise kolayca yönlendirilir.
İşte bu yüzden bugün gençlerin en büyük krizi, ekonomik değil, zihinseldir.
Birçok genç ne olmak istediğini bilmiyor. Çünkü hiçbir zaman gerçekten düşünmeye zorlanmadı. Birçok genç neden yaşadığını bilmiyor. Çünkü hiçbir zaman gerçekten okumadı.
Boşlukta büyüyen bir nesil oluşmaktadır.
Bu durum yalnızca öğrencilerin değil, velilerin de dramıdır.
Anne ve babalar, çocuklarının geleceğini düşünürken çoğu zaman yalnızca sınav sonuçlarına odaklanmaktadır. Oysa sınavlar, bir çocuğun karakterini ölçmez. Bir çocuğun vicdanını ölçmez. Bir çocuğun insanlığını ölçmez.
Bir çocuğun aldığı puan, onun nasıl bir insan olacağını belirlemez.
Ama okuma alışkanlığı, belirler.
Düşünme yeteneği, belirler.
Vicdanı, belirler.
Bugün birçok veli, çocuğunun notunu takip ediyor; fakat ruhunu takip etmiyor.
Bu yüzden birçok çocuk başarılı görünüyor, ama mutlu değil.
Birçok çocuk bilgili görünüyor, ama bilge değil.
Birçok çocuk yaşıyor, ama yaşamıyor.
Asıl tehlike ise şudur: İdealist nesil yok olmaktadır.
Bir zamanlar öğretmen olmak isteyen gençler vardı. Çünkü öğretmenlik, bir ruh mesleğiydi. Bir dava mesleğiydi. Bir anlam mesleğiydi.
Bugün ise birçok genç, öğretmenliği bir ideal olarak değil, bir zorunluluk olarak görmektedir.
Çünkü sistem, idealizmi ödüllendirmiyor. Sabır göstereni değil, uyum göstereni ödüllendiriyor. Sorgulayanı değil, itaat edeni ödüllendiriyor.
Oysa bir toplumun geleceğini kurtaracak olanlar, itaat edenler değil, düşünenlerdir.
Emek verenlerdir.
Okuyanlardır.
Unutulmamalıdır ki, emeksiz zengin olanın serveti kalıcı değildir. Kitapsız bilgin olanın bilgisi derin değildir. Ve hayatı anlamadan yaşayanın ömrü, yalnızca geçen zamandan ibarettir.
Hayatın provası yoktur.
Bugün okumayan bir çocuk, yarın düşünemeyen bir yetişkin olacaktır.
Bugün değeri bilinmeyen bir öğretmen, yarın kaybolmuş bir neslin sessiz tanığı olacaktır.
Bugün önemsenmeyen eğitim, yarın telafisi mümkün olmayan bir boşluk doğuracaktır.
Çünkü hayat, geriye sarılamaz.
Ve bir nesil kaybolduğunda, onu geri getirecek hiçbir müfredat, hiçbir sistem, hiçbir reform yoktur.
Bu yüzden bugün sormamız gereken soru şudur:
Çocuklarımızı sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Çünkü sınavlar bir gün biter.
Ama hayat, o sınavın sonucuyla devam eder.
…Ve unutmayın! Hayatın, hiçbir zaman provası yoktur.