Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Orta Doğu yine yanıyor. Gökyüzünde füzeler, yerde enkazlar, ekranlarda savaş haritaları…
Ama bu kez savaşın gerekçesi yalnızca petrol değil, yalnızca jeopolitik hesaplar değil.
Bu kez sahneye kutsal metinler sürülüyor.
Benjamin Netanyahu, son konuşmalarından birinde şu sözleri hatırlattı:
“Amalek’in sana yaptıklarını unutma.”
Bu sözler Yahudi kutsal kitabı olan Tevrat’a dayanıyor. Özellikle Books of Samuel içinde geçen o ürkütücü pasaj…
“Git Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi yok et.
Hiçbir şeyi esirgeme.
Kadın, erkek, çocuk, bebek…
Öküz, koyun, deve, eşek…
Hepsini öldür.”
Bir an durup düşünelim.
21. yüzyılda, uluslararası hukuk çağında, insan haklarının var olduğu iddia edilen bir dünyada bir savaş gerçekten kutsal bir metne dayandırılabilir mi?
Bu soru artık teorik değil.
Çünkü Orta Doğu’da patlayan her bomba bize aynı gerçeği hatırlatıyor. Siyaset kutsal metinleri savaşın yakıtına dönüştürdüğünde ortaya çıkan şey yalnızca savaş değil, fanatizmdir.
Tarih bu örneklerle dolu.
Haçlı Seferleri…
Din adına yakılan şehirler…
Kutsal sloganlarla öldürülen milyonlar…
Ve bugün.
Savaşın dili değişti.
Artık generaller kadar teologlar da konuşuyor.
Strateji masalarında yalnızca haritalar değil, kutsal metinler de açılıyor.
Bu, insanlık için ürkütücü bir eşik.
Çünkü siyasi savaşların bir sınırı vardır.
Diplomasiyle bitebilirler.
Ama kutsallaştırılmış savaşların sınırı yoktur.
Onlar “zafer” ile değil “yok etme” ile biter.
İşte bu yüzden bugün Orta Doğu’da yükselen söylem sadece askeri bir tehdit değildir.
Bu söylem, tarihin en karanlık çağlarını hatırlatan bir zihniyetin geri dönüşüdür.
Daha da ironik olan şu: Tarih boyunca en çok peygamber gönderildiği anlatılan bir kavim İsrail. Yine tarih anlatılarında en çok peygamber öldüren kavimlerden biri olarak İsrail’in anılması bu çelişkinin en trajik simgelerinden biridir.
Bugün yaşananların en korkutucu tarafı ise şu: Eğer savaş tanrısal bir görev gibi sunulmaya başlanırsa, o savaşın içinde merhamete yer kalmaz.
Çünkü o noktada savaş artık bir politika değil, kıyamet psikolojisidir.
Ve insanlık çok iyi biliyor:
Kıyamet psikolojisiyle yürütülen savaşlar sadece şehirleri değil gelecek kuşakların vicdanını da yakar.
Şimdi herkesin kendine sorması gereken soru şu: Kutsal kitaplar insanlığı kurtarmak için mi gönderildi, yoksa insanlar kendi savaşlarını kutsallaştırmak için mi onları kullanıyor?
Eğer bu sorunun cevabını dürüstçe veremezsek, Orta Doğu’da başlayan bu yangın yalnızca bir bölgenin değil bütün dünyanın felaketine dönüşebilir.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"