Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Marketlerde etiketler neredeyse her gün değişiyor. Vatandaş sabah gördüğü fiyatı akşam aynı rafta bulamıyor. Denetim olması gereken yerde belirsizlik, kontrol olması gereken yerde sessizlik hakim. Ama konu trafik olunca aynı devlet, en ücra köşeye kadar radar kurabiliyor, milyonlarca cezayı kusursuz bir hızla kesip vatandaşın kapısına ulaştırabiliyor. İşte tam da bu çarpıcı çelişkinin ortasında vatandaş tek bir soruyu soruyor:
Ey devletimiz!…
Rakamlar konuşuyor. Hem de öyle sessiz değil, haykırarak konuşuyor. Neden mi? Söyleyelim öyleyse!…
Geçtiğimiz yıl trafikte tam 35 milyon ceza kesilmiş. Aynı yıl meydana gelen toplam trafik kazası sayısı ise yaklaşık 1 milyon 300 bin. Şimdi bu tabloya vicdanla bakalım. Eğer amaç kazaları önlemekse, neden ceza sayısı kaza sayısının yaklaşık 35 katı?
Daha çarpıcı olan şu: Bu cezaların sadece yaklaşık 5 milyonu sahadaki polis tarafından, yani sürücü durdurularak, risk anında müdahale edilerek kesilmiş. Geri kalan 30 milyonu ise gizlenmiş radar sistemleriyle, yani sürücü olay anında durdurulmadan, çoğu zaman farkına bile varmadan, günler sonra tebligatla gönderilmiş.
Şimdi soruyoruz: Bu gerçekten bir önleme yöntemi mi?
Bir sürücü, hız yaptığını olay anında bilmiyorsa, radarın orada olduğunu görmüyorsa, uyarılmıyorsa, yavaşlama şansı bulamıyorsa bu ceza kazayı nasıl önlüyor?
Ceza, kazadan önce davranışı değiştirmek için vardır. Kazadan sonra gelir elde etmek için değil.
Eğer amaç gerçekten can kurtarmak olsaydı, radarın olduğu yerde sürücü durdurulurdu. Uyarılırdı. Gerekirse ehliyetine el konulurdu. Ama bugün olan şu: Sürücü yoluna devam ediyor. Belki aynı hızla, belki daha da hızlı. Ceza ise günler sonra geliyor.
Yani ceza, riski durdurmuyor. Sadece tahsil ediliyor.
Daha da acı bir çelişki var.
Devlet, trafikte kilometre kilometre radar kuruyor. Gizli noktalar belirliyor. Mobil radar araçlarıyla her gün binlerce sürücüyü tespit ediyor. Teknoloji çalışıyor. Sistem kusursuz işliyor. Tahsilat eksiksiz yapılıyor.
Peki aynı devlet, neden market raflarında aynı hassasiyeti göstermiyor?
Neden her gün değişen etiketlere karşı aynı refleks yok?
Neden bir sürücüyü kilometrelerce uzaktan tespit eden sistem, vatandaşın cebini yakan fırsatçı fiyatlara karşı aynı hızla devreye girmiyor?
Neden gizli radar kadar etkili bir “gizli fiyat denetimi” yok?
Neden trafik radarları kadar yoğun bir “etiket radarı” yok?
Çünkü orada tahsilat var.
Burada ise sorumluluk var.
Tahsilat kolaydır. Denetim zordur.
Ceza kesmek kolaydır. Düzeni sağlamak zordur.
Vatandaşın cebinden almak kolaydır. Vatandaşın cebini korumak zordur.
Devletin görevi ceza kesmek değildir. Devletin görevi, vatandaşı korumaktır.
Ceza bir araçtır, amaç değil.
Eğer ceza, davranışı değiştirmiyorsa, sadece gelir üretiyorsa, orada sorgulanması gereken bir sistem vardır.
Bugün milyonlarca insan aynı soruyu soruyor: Biz gerçekten korunuyor muyuz?
Yoksa sadece izleniyor ve tahsil ediliyor muyuz?
Devletin gücü, ne kadar ceza kestiğiyle değil, ne kadar adalet sağladığıyla ölçülür.
Devletin itibarı, ne kadar radar kurduğuyla değil, ne kadar güven verdiğiyle büyür.
Vatandaş, cezalandırılacak bir hedef değildir.
Vatandaş, korunacak bir emanettir.
Ve unutulmamalıdır ki…
Adalet, sadece ceza kesmekle değil, hakkı korumakla sağlanır.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"