| Aziz DAĞTEKİN Yazdı |
Dünya, bir kez daha hukukun sustuğu, zorbalığın konuştuğu bir eşiğin üzerindedir. ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik girişimi, yalnızca bir ülkeye değil, bizzat uluslararası hukuka, devlet egemenliğine ve insanlık onuruna yönelmiş organize bir haydutluktur. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin altını kalın çizgilerle çizdiği gibi bu girişim; ne demokrasiyle, ne adaletle, ne de hukukla izah edilebilir. Bu, petrol kokusu almış emperyalizmin küresel korsanlığa soyunmuş halidir.
Dünya, bir kez daha hukukun sustuğu, zorbalığın konuştuğu bir eşiğin üzerindedir. ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik girişimi, yalnızca bir ülkeye değil, bizzat uluslararası hukuka, devlet egemenliğine ve insanlık onuruna yönelmiş organize bir haydutluktur. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin altını kalın çizgilerle çizdiği gibi bu girişim; ne demokrasiyle, ne adaletle, ne de hukukla izah edilebilir. Bu, petrol kokusu almış emperyalizmin küresel korsanlığa soyunmuş halidir.
Asıl tehlikeli olan ise bu haydutluğun dünyanın gözleri önünde gerçekleşmesine rağmen sergilenen derin ve ürkek suskunluktur. Bugün susanlar, yarın kendi kapıları çalındığında konuşacak mecali bulamayacaktır. Zira emperyalizm, sessizliği rıza olarak okur; geri çekilmeyi zayıflık sayar.
ABD Haydutluğu ve İsrail’in Kanlı Cesareti
ABD’nin pervasızlığı, yalnızca Latin Amerika’yı değil, Orta Doğu’yu da ateşe atmaktadır. İsrail’in Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Batı Şeria’ya uzanan kanlı saldırganlığı, Washington’dan aldığı açık ve örtülü destekle daha da küstahlaşmıştır. Bugün İsrail, ABD haydutluğundan aldığı cesaretle bölgeyi kana bulamakta, kadim bir ideolojik saplantının, yani “Ahzumebut” hayalinin peşinden sürüklenmektedir. Bu hayal; barış değil yıkım, güvenlik değil sürekli savaş üretmektedir.
Filistin’de öldürülen her çocuk, sadece bir can değil; insanlığın vicdanından koparılmış bir parçadır. Ne var ki Batı dünyası, demokrasi nutuklarını İsrail bombalarının gürültüsü altında kaybetmiş görünmektedir.
Büyük Pazarlıklar, Büyük İşgaller
Küresel satranç tahtasında taşlar hızla yer değiştirmektedir. Alaska’da yapıldığı iddia edilen pazarlıklar, yalnızca enerji ve ticaret dengelerini değil, geleceğin işgal haritalarını da şekillendirmektedir. ABD’nin hoyratlığı, Çin ve Rusya’yı daha sert, daha geniş ve daha açık hamlelere zorlamaktadır. Yarın çok farklı coğrafyalarda, çok farklı gerekçelerle yeni fiilî işgallerle karşılaşırsak, bunun sebebi bugünün denetimsiz zorbalığıdır.
Unutulmamalıdır: Emperyalizm boşluk sevmez. ABD’nin açtığı her gedik, başka bir gücün iştahını kabartır.
Türkiye’yi Anlayamayan Gafiller
Tam da bu kaotik tabloda Türkiye, “Terörsüz Türkiye” hedefiyle tarihsel bir stratejik duruş sergilemektedir. Ancak ne yazık ki içeride hâlâ bu hamlenin ne anlama geldiğini idrak edemeyen gafiller vardır. Bu çıkış, yalnızca bir güvenlik politikası değil; Türkiye’yi bölgesel ve küresel tuzaklardan uzak tutma iradesidir.
Türkiye, sürüklenmek istenilen senaryoları görmekte; iç cepheyi sağlam tutmanın, milli birliği tahkim etmenin ne kadar hayati olduğunu bilmektedir. Bugün terörle mücadeleyi küçümseyenler, yarın emperyal pazarlık masalarında Türkiye’nin adının nasıl yazılmak istendiğini de görmezden gelmektedir.
Mazlumların Umudu, Dik Duranların Sorumluluğu
Küba’dan Afganistan’a, Irak’tan Suriye’ye kadar kanla yazılmış sayfalar hâlâ kurumamıştır. İnsanlık, aynı filmi defalarca izlemektedir. Ancak her karanlık dönemde, zulme itiraz eden bir ses mutlaka yükselmiştir.
Bugün o ses; suskunluğa teslim olmayanların, hukuku savunanların, mazlumun yanında duranların sesi olmak zorundadır. Çünkü suskunluk, zulmün en sadık müttefikidir.
Devletler bir kez yıkılır, ama milletler onurunu kaybederse bir daha ayağa kalkamaz. Türkiye, bu gerçeği bilen bir devlet aklıyla hareket etmektedir. Mesele yalnızca Maduro, Gazze ya da bir başka coğrafya değildir. Mesele, insanlığın hangi tarafta duracağıdır.
Bugün haydutluğa karşı ses çıkarmayanlar, yarın o haydutluğun kurbanı olmaktan kurtulamayacaktır. Mazlumlara ışık olmak, sadece ahlaki değil; tarihsel bir sorumluluktur.
Ve tarih, her zaman olduğu gibi, kimin sustuğunu, kimin direndiğini tek tek yazacaktır.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"
