Aziz Dağtekin Yazdı
CHP tarihinde çok kriz görüldü.
Ama böylesi az görüldü.
Bir tarafta Genel Merkez.
Bir tarafta Meclis.
Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu.
Bir tarafta Özgür Özel.
Ve ortada kalan milyonlarca CHP seçmeni.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
CHP’yi kim yönetiyor?
Kağıt üzerinde verilen karar başka bir şeyi işaret ediyor.
Siyasi gerçeklik ise başka bir şeyi.
Kemal Kılıçdaroğlu‘nun yeni MYK hazırlığında olduğu konuşuluyor.
Özgür Özel ise, Meclis’te toplantı üstüne toplantı yapıyor.
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi toplantısının Meclis’te yapılması sıradan bir tercih değil.
Bu bir mesaj.
“Ben buradayım.”
“Parti tabanı benimle.”
“Meclis grubu benimle.”
Mesajın özeti bu.
Peki ya delegeler?
Asıl savaş orada.
Çünkü CHP’nin geleceğini mahkeme salonları değil, delege iradesi belirleyecek.
Bu yüzden imzalar toplanıyor.
Bu yüzden herkes sayı hesabı yapıyor.
Bu yüzden gözler kurultay ihtimaline çevrilmiş durumda.
İşin ilginç tarafı şu:
Kılıçdaroğlu‘nun önünde teorik olarak bir yol var.
Özgür Özel‘in önünde ise siyasi meşruiyet iddiası.
İki taraf da kendisini CHP’nin gerçek temsilcisi olarak görüyor.
Sorun da tam burada başlıyor.
Bir parti aynı anda iki farklı merkezden yönetilebilir mi?
Tarih bunun zor olduğunu söylüyor.
Yarın yapılması beklenen grup toplantısı bu nedenle kritik.
Kürsüye kim çıkacak?
Salon kimin etrafında şekillenecek?
Milletvekilleri hangi fotoğrafın içine girecek?
Bazen siyaset uzun konuşmalarla değil, tek bir kare fotoğrafla yön değiştirir.
CHP’nin önündeki mesele artık yalnızca liderlik yarışı değil.
Varoluş meselesi.
Çünkü seçmen kavga görmek istemiyor.
İktidar alternatifi görmek istiyor.
Delegeler imza toplamaya devam ederse olağanüstü kurultay seçeneği masada kalmaya devam edecek. Son günlerde parti yönetiminin de bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirdiği yönünde haberler bulunuyor.
Ve günün sonunda bütün tartışma tek soruya dönüşecek:
CHP, Kılıçdaroğlu‘nu mu geri çağıracak?
Yoksa Özgür Özel’i yeniden tescil mi edecek?
Türkiye siyaseti cevabı bekliyor.
Ama galiba en çok da CHP seçmeni…