Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Tarihten Osmanlı’yı çekip aldığınızda geriye ne kalır?
Cevabı bugün etrafımıza bakarak vermek mümkün: Savaş, kaos, sömürü, belirsizlik ve huzursuzluk…
Osmanlı’nın yalnızca bir devlet değil, adalete dayalı bir dünya sistemi olduğu gerçeği, yüzyılı aşkın süredir bilinçli biçimde unutturulmaya çalışılıyor. Çünkü Osmanlı’yı doğru okumak, bugünkü küresel düzenin adaletsizliğini de ifşa etmek demektir.
Bugün “özgürlük”, “demokrasi”, “insan hakları” gibi kavramları yüksek sesle dillendiren sözde modern dünya; bu ilkeleri en uzun süre, en geniş coğrafyada ve en istikrarlı biçimde uygulamış olan Osmanlı’yı ya yok saymakta ya da bilinçli biçimde çarpıtmaktadır. Oysa tarih sloganlarla değil, sonuçlarla konuşur. Ve sonuçlar ortadadır.
Osmanlı’nın çekildiği her coğrafyada kan eksik olmamıştır.
Ortadoğu bunun en acı örneğidir.
Afrika bunun en sessiz çığlığıdır.
Balkanlar ve Kafkaslar bunun en açık ispatıdır.
Bugün dünyanın “lideri” olduğunu iddia eden Amerika Birleşik Devletleri ise, bu boşluğu adaletle değil, güçle doldurmaya çalışmaktadır. Tek kutuplu bir dünya düzeni dayatılmakta; itiraz edenler ya ekonomik yaptırımlarla ya da savaşla hizaya sokulmaktadır.
ABD’nin giderek artan dış borcu, küresel piyasaları rehin alan politikalarla kapatılmaya çalışılmaktadır. Savaş çanlarının sık sık çalınması tesadüf değildir. Silah sanayiiyle, enerjiyle ve krizle beslenen bir ekonomi modeli, dünyanın huzurunu feda etmektedir.
Altın üzerinden verilen küresel restler, piyasaları sarsarken; Çin’in gümüş hamleleri, ticaret dengelerini altüst etmektedir. İhracat kısıtlamaları, rezerv savaşları ve finansal manipülasyonlar; ekonomiyi bir istikrar aracı olmaktan çıkarıp bir silaha dönüştürmüştür. Sonuç mu?
Piyasalar toz duman, halklar tedirgin, gelecek belirsiz…
Ne küresel ekonomide güven kaldı, ne de günlük hayatta huzur…
Çünkü bugünkü dünya düzeni; vicdanı değil çıkarı, adaleti değil gücü, dengeyi değil tahakkümü esas alıyor.
Oysa Osmanlı’nın davası “fetih” değil, Nizâm-ı Âlem davasıydı. Yani dünyanın düzeni, insanın huzuru ve mazlumun korunması…
Osmanlı, gücünü sadece ordusundan değil; hukuktan, merhametten ve hikmetten alıyordu. Din, dil ve ırk farkı gözetmeden kurulan bu denge, altı asır boyunca ayakta kaldıysa; bunun sebebi kılıçtan önce adaletin konuşmasıydı.
Bugün Osmanlı’yı hedef alanlar, aslında geçmişi değil; adalet fikrini hedef almaktadır. Çünkü adaletin olduğu yerde emperyalizm barınamaz. Mazlumun korunduğu yerde sömürü düzeni kurulamaz.
Ve ne zaman Osmanlı dağıtıldıysa, ne zaman hilafet kaldırıldıysa, ne zaman bu coğrafyalar adalet şemsiyesinden mahrum bırakıldıysa…
Dünyanın tadı işte o zaman kaçtı. Bugün kan varsa, gözyaşı varsa, yıkılmış şehirler varsa;
bunun sebebi Osmanlı değil, Osmanlı’sızlıktır.
Osmanlı bir devlet değil; bir vicdan düzeniydi.
Bu yüzden Türk Milleti “dualı millet”tir.
Mazlumun duası, bu milletin omuzlarındadır.
Belki de bugün kıyamet alametlerinden söz edilmesinin sebebi; adaletin yeryüzünden çekilmiş olmasıdır.
Çünkü tarih şunu net biçimde öğretir: Adalet çekildiğinde, zulüm boş durmaz.
Ve evet…
Osmanlı varken dünya daha adildi.
Bugün ise dünya, tek kutuplu bir kaosun gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"
