Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Yurt dışında çalışıp ekmeğinin peşinde koşan, sonra memleketine dönen vatandaşın cebindeki telefon, ne zamandan beri “lüks tüketim” sayılıyor?
Markası ne olursa olsun, modeli kaç yıllık olursa olsun, ister 10 bin liralık eski bir cihaz olsun ister son model bir telefon… Devlet diyor ki:
“IMEI kaydı için 54 bin 258 lira.”
Burada durup sormak gerekiyor:
Bu vergi mi, ceza mı?
Adalet mi, caydırma mı?
Aynı ülkede bir araba vergilendirilirken;
motor hacmine bakılıyor,
yaşına bakılıyor,
değerine bakılıyor.
Peki neden bir cep telefonu için yaş, model, değer yok sayılıyor?
10 bin liralık bir telefonla 80 bin liralık telefon nasıl aynı bedelle “millileştiriliyor”?
Bu hangi eşitliktir, kime eşitliktir?
Vatandaş diyor ki,“Benim telefonum eski. Zaten yurt dışında çalışırken aldım. Burada satmak için değil, kullanmak için getirdim. Ama benden telefonun kendisinden 5 kat fazla kayıt parası isteniyor.”
Yetmiyor.
Diyelim ki bir telefonunuz var.
Yurt dışına çıktınız.
Ya da hastalandınız.
Belki işsiz kaldınız.
Belki sadece bir yıl SIM kart takmadınız.
Ne oluyor biliyor musunuz?
BTK telefonu otomatik kapatıyor.
Bir tuşla.
Bir bildirim bile gereği duyulmadan.
Telefon sizin.
IMEI sizin.
Cihaz cebinizde.
Ama artık kullanamazsınız. Gerekçesi hazır. Uluslararası daimi veri dolaşımda bulunduğu için kapatılan cihaz.(718624 sayılı kanun kapsamında) Oysa kanunlar kolaylaştırmak için yapılır zorlaştırmak için değil.
Ve vatandaşın çıkarına olmayan kanun size deniyor ki, “Bu telefonu tekrar kullanmak istiyorsan yaşı modeli mali ederi önemli değil 54 bin 258 lira öde yeniden millileştir.”
Nasıl?
Yaşına bakmadan.
Modeline bakmadan.
Değerine bakmadan.
54 bin 258 lirayı tıpış tıpış yatır.
10 bin liralık, 5 yıllık telefon mu?
Fark etmez.
Çatlak ekranlı, ikinci el mi?
Önemi yok.
Telefonu sadece kullanmamış olmanız, devlet gözünde onu tekrar “yabancı” yapıyor.
Bu artık vergi değil.
Bu, kullanmama cezası.
Bu, yoksulluk cezası.
Bu, hayatın akışına kesilen fatura.
Üstelik Kıbrıs’ta sıfır satılan bir telefon, Türkiye’ye gelince ÖTV ve KDV ile iki katına çıkıyor.
Adil bir vergi dilimi olmayınca ne oluyor?
Vatandaş kaçak yola itiliyor.
İstemeden.
Mecbur bırakılarak.
Esnaf zaten zor durumda.
Dar gelirli zaten borçlu.
Çalışan zaten nefes alamıyor.
Ama öte yandan ne görüyoruz?
Milyarlık borçları olan büyük holdinglerin borçları siliniyor.
Vergi yükü kime kalıyor?
Çalışana.
Emekliye.
Gurbetçiye.
Öğrenciye.
10 bin liralık telefonun IMEI kaydı 54 bin liraysa,
burada vergi adaletinden değil,
vicdan sınavından söz ederiz.
Vatandaş vergiye karşı değil.
Ama adil olana razı.
Modeline göre, yaşına göre, değerine göre bir sistem istiyor.
Hem israf önlensin diyor,
hem kaçakçılık bitsin diyor.
En çok da şunu söylüyor:
“Beni suçlu gibi görmeyin.
Telefonumu kullanmadım diye cezalandırmayın.
Ben bu ülkenin vatandaşıyım.”
Bu ses büyüyor.
Bu tepki yayılıyor.
Ve artık herkes aynı şeyi söylüyor:
Vergi adalet ister.
Adalet yoksa, tepki kaçınılmazdır.
Çünkü bugün gelinen noktada insanlar şunu açıkça görüyor:
Vatanını seveni devlete küstürmenin yeni yolu bulunmuş durumda.
Ne bayrağa saldırarak,
ne dile,
ne kimliğe…
Cebine dokun.
Adaletsiz vergiyle ez.
Mantığı değil, vicdanı yarala.
Çalışanı suçlu gibi hissettir.
Kullanmayanı bile cezalandır.
Vergi adaletsizliğini yay.
Herkesi potansiyel kaçakçı gibi gör.
Sonra da “neden güven kalmadı?” diye sor.
Oysa bu millet vergiden kaçmaz.
Ama adaletsizliğe boyun da eğmez.
Devletle vatandaş arasındaki bağ, korkuyla değil adaletle kurulur.
O bağ koparsa, ne telefon kalır ne sistem. İnsanlar artık şunu fısıldamıyor, yüksek sesle söylüyor: “Devletim güçlü olsun isterim, ama beni ezen değil, koruyan olsun isterim.”
Ve herkes biliyor ki: Adalet zedelenirse, sadece cebimiz değil, aidiyetimiz de yara alır.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"
