Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Bu satırları yazan yalnızca bir çocuk değil.
Bu satırlar; duyulmayı bekleyen, anlaşılmayı isteyen, çoğu zaman susturulmuş binlerce gencin ortak sesi. Her suskunlukta biraz daha ağırlaşan, her “geçer” denildiğinde biraz daha derinleşen bir yük bu.
Çünkü mesele tek bir ev, tek bir okul ya da tek bir çocuk değil; mesele, fark edilmeden büyüyen bir yalnızlığın hepimizi içine çekmesi.
Anne,
Baba,
Bu mektubu yazarken sesim titriyor.
Çünkü konuşursam “abartıyorsun”, susarsam “neden söylemedin?” diyorsunuz.
Ben arada kaldım.
Siz beni hep güçlü olmaya çağırdınız.
Ama güçlü olmanın başkasını ezmek olmadığını kimse anlatmadı.
“Kimseye boyun eğme” dediniz, ama kimseyi incitmemeyi öğretmediniz.
Okulda biriyle alay edildiğinde sustum.
Çünkü dışlanmaktan korktum.
Bir gün bana da güldüklerinde “takma kafana” dediniz.
Takılmıyor anne.
Kalbe işliyor.
Baba! Bazen öfkemin nedenini sen de anlamadın.
“Bu çocuk neden bu kadar sinirli?” dedin.
Çünkü ben konuşmayı bilmiyorum, siz dinlemeyi unuttunuz.
Bizi sadece notlarımızla sevdiniz sandık.
Başarılıysak vardık, başarısızsak susmamız gerekiyordu.
Bazı arkadaşlarım bu boşluğu yanlış yerlerde doldurdu.
Kabalığı güç sandılar.
Şiddeti saygınlık.
Suçu kimlik.
Çünkü onlara başka bir yol gösterilmedi.
Anne! Bir arkadaşım ağladığında yanına gitmek istedim.
Ama “karışma” dediniz.
Birine haksızlık yapıldığında konuşmak istedim.
“Başını belaya sokma” dediniz.
Şimdi soruyorum:
İyilik ne zaman tehlikeli oldu?
Baba! Bana “erkek adam ağlamaz” dedin.
Ben ağlamadım.
Ama içimde bir şeyler kırıldı.
Sonra biri birini dövdüğünde “Bu çocuklar neden böyle?” diye şaşırdınız.
Biz böyle olmak istemedik.
Biz görülmek istedik.
Dinlenmek istedik.
Yargılanmadan konuşmak istedik.
Zorbalık güçlülerin işi değil, yalnız bırakılmış çocukların çığlığıdır.
Bize bağırarak değil, yanımıza oturarak yaklaşın.
Bize öğüt vererek değil, örnek olarak öğretin.
Bize sadece “başar” demeyin, “iyi insan ol” demeyi de hatırlatın.
Çünkü biz kaybolursak siz de kaybedersiniz.
Bu mektubu bir suçlama olarak değil, bir yardım çağrısı olarak okuyun.
Hâlâ geç değil.
Ama lütfen…
Bizi duymadan büyütmeyin.
Çocuğunuz.
Bu sözler bir anlık serzeniş ya da geçici bir kırgınlık değildir. Bu mektup, sustukça büyüyen bir yarayı görünür kılma çabasıdır. Duyulmayan her çocuk biraz daha içine kapanır; anlaşılamayan her genç biraz daha yalnızlaşır. Ve bilinmelidir ki, bugün duyulmayan bir ses, yarın çok daha acı bir çığlığa dönüşebilir.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"
