Aziz Dağtekin Yazdı
Toplum olarak bozulmuşluğumuzun derin izlerini her geçen gün daha fazla hissediyoruz. Peki, biz bu hale nasıl geldik? Bir zamanlar komşuluk ilişkileriyle, aile bağlarıyla, saygı ve sevgiyle örülü bir toplumken, ne oldu da bu denli savrulduk?
ŞÜKÜR SECERESİNİ UNUTTUK
Elimizdeki nimetlerin kıymetini bilmez, her şeyi olağan kabul eder olduk. Şükretmeyi unuttukça, sahip olduklarımızın değerini yitirdik ve daha fazlasını arar hale geldik. Bu doyumsuzluk, bizi manevi anlamda fakirleştirdi.
HER İŞİMİZE BESMELESİZ BAŞLAR OLDUK
Hayatımızın her anına anlam katan, bereket getiren besmeleyi dilimizden düşürdük. İşlerimize başlarken Allah’ın adını anmayı unuttukça, işlerimizde de bereket kalmadı, huzurumuz kaçtı.
KOMŞU ZİYARETLERİNİ UNUTTUK
Bir zamanlar kapı komşumuzla ekmeğimizi, derdimizi paylaşırdık. Şimdi ise aynı apartmanda oturduğumuz insanları bile tanımıyoruz. Komşuluk kültürü, yerini yalnızlığa ve yabancılaşmaya bıraktı.
ANA BABA VE AİLE EFRADI OLARAK AYNI SOFRA ETRAFINDA TOPLANAMADIK
Aile, toplumun temel direğidir. Oysa şimdi aynı evde yaşayan bireyler bile farklı zamanlarda, farklı odalarda yemek yiyor. Sofralarımızdaki muhabbet azaldıkça, aile bağlarımız da zayıfladı.
SAYGI VE SEVGİYİ KALDIRDIK
Büyüklerimize hürmeti, küçüklerimize şefkati unuttuk. Saygı ve sevgi, yerini bencilliğe ve hoşgörüsüzlüğe bıraktı. Herkes kendi doğrusunu mutlak kabul eder oldu, farklılıklara tahammülümüz kalmadı.
Ben Siftah Yaptım Komşumdan Siftah Yap Anlayışından Uzaklaştık: Esnaf dayanışması, komşuluk hukuku gibi değerlerimizi yitirdik. Rekabetin acımasızlığına yenik düştük, birbirimize destek olmak yerine köstek olmayı tercih ettik.
KAĞIT ÜZERİNDEN MÜSLÜMAN KALDIK
İnancımızın gerekliliklerini sadece sözde yerine getirir olduk. Yaşantımızla, davranışlarımızla örnek olmaktan uzaklaştık. İslam’ın güzelliklerini hayatımıza yansıtmak yerine, sadece kimliğimizde taşıdık.
EVLAT ANNE-BABAYI, BABA DA EVLADI DİNLEMEZ OLDU
Nesiller arasındaki iletişim koptu. Anne-babalar evlatlarını anlamakta zorlanırken, evlatlar da ebeveynlerinin tecrübelerinden faydalanmayı reddetti. Bu kopukluk, aile içinde derin yaralar açtı.
OTOBÜSTE YAŞLIYA YER VERMEZ OLDUK, SAYGIYI UNUTTUK
Toplu taşıma araçlarında bile yaşlılara, hamilelere, engellilere yer vermeyi unuttuk. Bu basit ama anlamlı davranışlar, toplumdaki empati eksikliğinin bir göstergesi haline geldi.
HEPİMİZİN ELİNDE TELEFON AYNI ODADA TELEVİZYON BİRBİRİMİZİ SORAMAZ OLDUK
Teknoloji, bizi birbirimize yakınlaştırması gerekirken, aksine uzaklaştırdı. Aynı odada olsak bile herkes kendi sanal dünyasına çekildi, gerçek hayattaki iletişimimiz koptu. Hepimizin elinde telefon aynı odada televizyon birbirimizi soramaz olduk. Aynı evde yabancılar gibiyiz.
HER BİRİMİZ PATLAYAN BİR BOMBA HALİNE GELDİK
En küçük bir tartışmada bile öfkemize hakim olamaz olduk. Hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük ve şiddet, toplumun her kesimine yayıldı. Her an patlamaya hazır bir bomba gibi yaşıyoruz.
EĞİTİMDEN UZAKLAŞTIK, TOPLUMU YETİŞTİREN EĞİTİMCİLERİMİZİ BİRER DÜŞMAN OLARAK GÖRDÜK
En büyük hatamız belki de buydu. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimizi, rehberlerimizi düşman ilan ettik. Onların emeğini, fedakarlığını görmezden geldik.
Ders çalışmayan çocuğumuzun niye ders çalışmadığını değil, eğitimcinin çocuğumuza niye kızdığının arkasında durduk. Çocuklarımızın hatalarını örtbas etmeye çalıştık, öğretmenlerimizi suçladık. Bu tutum, çocuklarımızın sorumluluk almasını engelledi ve eğitim sistemine olan güveni sarstı.
SONRA DA ELİ KANLI GENÇLERİ TOPLUMUN İÇİNE SALDIK
İşte Siverek ve Kahramanmaraş’taki vahşetin anatomisi! Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede yaşanan silahlı saldırı ve Kahramanmaraş’taki okul baskını gibi olaylar, değerlerinden uzaklaşmış, saygıyı yitirmiş, şiddete meyilli gençlerin ortaya çıkışının acı bir sonucudur. Bir öğretmenin hunharca katledilmesi veya okullarda yaşanan bu tür şiddet olayları, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda toplumun vicdanına saplanan bir hançerdir.
Polisi Polis Bekliyor, Hastaneyi, Belediyeyi Güvenlik Koruyor, Adliyeyi, Valilik ve Kaymakamlıkları Polis Koruyor, Peki Toplumun Rehberi Olan Öğretmenler Niçin Korunmuyor? Bu nasıl bir çelişkidir? Toplumun en temel yapı taşı olan eğitimi emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz, neden bu kadar sahipsiz bırakılıyor? Onlar, geleceğimizi inşa eden mimarlardır. Onları korumak, onlara sahip çıkmak, hepimizin görevidir.
BÖYLE Mİ BİLİM VE TEKNOLOJİDE MÜREFFEH TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDECEĞİZ?
Öğretmenlerine sahip çıkmayan, onların can güvenliğini sağlayamayan bir toplum, nasıl kalkınabilir? Nasıl bilimde, teknolojide ilerleyebilir? Müreffeh bir Türkiye inşa etmek istiyorsak, önce öğretmenlerimize hak ettikleri değeri vermeli, onları her türlü şiddetten korumalıyız. Unutmayalım ki, bir ülkenin geleceği, öğretmenlerinin ellerindedir.
Aybüke Türk Haber "Habere Bozkutça Bakış"