Aziz Dağtekin Yazdı
24 Mayıs 2015…
Bir evladın omzundaki dağ yıkıldı o gün…
Babam Ahmet Turan,
Hakk’ın rahmetine yürüdü…
Ve ben o gün,
yalnızca bir baba değil,
arkamı yasladığım bir çınarı kaybettim…
Eskiden büyüdüğümü sanırdım.
Oysa babamın gözünde,
saçıma ak düşse de ben hâlâ çocuktum.
Şimdi Alperen’e ve Oğuzkağan’a bakınca anlıyorum…
Bir baba için evlat,
kaç yaşına gelirse gelsin,
dizinin dibinde uyuyan o küçük çocuktur…
Bayramlar gelir…
Sofralar kurulur…
Ama bazı sandalyeler hep boş kalır.
İnsan en çok da bayram sabahlarında yetim kalıyor…
Çünkü bir babanın sesi olmayınca,
evin duvarları bile sessizleşiyor.
“Bana bayramda ne getireyim?” dediler…
Ben de içimden;
Babamın kokusunu getirin dedim…
Bir nasihatini,
bir tebessümünü,
bir kez daha “oğlum” deyişini getirin…
Çünkü anladım ki;
Kurban yalnızca kesilen bir adak değil,
bir yetimin başını okşamak,
bir garibin duasına karışmak,
bir babasızın içine düşen sessizliği anlamaktır…
Ey insanlık…
Merhameti kaybederseniz,
dünyayı kazansanız ne olur?
Ey Türk milleti…
Bir zamanlar mazlumun umudu olan bu yürek,
yeniden kardeşlikle ayağa kalkmalıdır.
Gazze’de ağlayan çocuk da,
Doğu Türkistan’da susturulan mazlum da,
Afrika’da açlığa direnen yavru da,
aslında aynı cümlenin içinde ağlıyor:
“Bizi unutmayın…”
Bu bayram;
et değil vicdan paylaşın…
Çünkü Allah’a ulaşan ne kandır ne gösteriş…
O’na ulaşan,
kırılmış bir kalbin içinden kopan samimi duadır.
Babam Ahmet Turan’a rahmet,
tüm ahirete göçen babalara dua olsun…
Ve Rabbim,
kimseyi bayram sabahı
babasının yokluğuyla sınamasın…
Bir baba gider…
Ama bıraktığı sevgi,
ömrün sonuna kadar evladın omzunda yaşamaya devam eder…