Aziz DAĞTEKİN İle Pazar Sohbeti
Hayatımızın yoğunluğu içinde bazen unuttuğumuz bir hakikat vardır. Bu hakikat ise, İslam, insanlığa rahmet olarak gönderilmiş bir hoşgörü diniolduğunu unutmak olduğudur.
Rahmet Peygamberi (s.a.s.), kendisine kötülük edenlere bile affı ve merhameti tavsiye ederek insanlık tarihine benzersiz bir ahlâk mirası bırakmıştır. Bu din, kinle değil; adalet, merhamet, vakar ve izzetle yaşanır.
İslam’ın hoşgörüsü; farklı inançlara, kültürlere, milletlere karşı adil, ölçülü ve insani bir yaklaşım sergilemeyi emreder. Kur’an, “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 256)buyurarak, Müslümanın kimseye baskı yapmadan hakikati anlatmasını, ama kendi inancında da sağlam durmasını öğütler.
Hoşgörü; başkasını silmek değil, kendi değerlerini sağlam tutarak huzurla birlikte yaşamak demektir.
İSLAM’DA BOYUN EĞMEK YOKTUR, ZULME TEPKİ VERMEK VARDIR
Hoşgörü, Müslümanın başkasına karşı mahcup ve ezik davranması anlamına gelmez.
İslam; yumuşak kalpli olmayı emreder ama eğilip bükülmeyi, izzeti terk etmeyi asla emretmez. Kur’an’ın güçlü hitabı bunu açıkça ortaya koyar.
“Müminler, izzet ve onuru yalnızca Allah’tan, Resûlünden ve müminlerden alırlar.” (Münafikun 8)
İslam’ın izzeti, başka dinlerin liderleri veya temsilcileri karşısında kendini değersiz hissetmek değildir.
Her dinin mensubu inancına saygı duymalı, fakat Müslüman kimsenin önünde eğilmeyi, kimseye yaranmak için kendi dinini eğip bükmeyi kabul etmez.
Kur’an, bu duruşu çok net bir şekilde ifade eder. “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun 6)
Bu ayet, tüm inançlara karşı saygı sınırını çizer; aynı zamanda Müslümanın kendi inancını hiçbir tavize dönüştürmemesini emreder.
HOŞGÖRÜ AYRIDIR, TAVİZ AYRIDIR
Bazen “hoşgörü” kavramı yanlış anlaşılıyor.
Başkalarına saygılı olmak ayrı, kendi inancından taviz vermek ayrı şeydir.
Müslüman; Papa’ya da, hahama da, Budiste de, ateiste de saygısızlık yapmaz; hakaret etmez.
Ama aynı Müslüman, tevhid inancını gölgeleyen hiçbir sözün veya davranışın içinde de yer alamaz.
Kur’an’ın şu uyarısı bu çizgiyi netleştirir, “Hakkı batıla karıştırmayın. Bile bile gerçeği gizlemeyin.” (Bakara 42)
Yani Müslüman, kimseyi kırmamak adına kendi dinini bulandırmaz, inancını sulandırmaz, Allah’ın çizdiği sınırları değiştirmez.
İSLAM’IN HOŞGÖRÜSÜNÜN TARİHTEKİ ÖRNEĞİ
Asırlar boyunca Müslümanlar, fethettikleri beldelerde hiçbir toplumu zorla Müslüman yapmadılar.
Kiliselere, havralara dokunmadılar. Hatta çoğu yerde gayrimüslimlerin haklarını Müslümanlardan bile fazla korudular. Bu, İslam’ın adalet ve hoşgörü mirasıdır.
Ama bütün bu merhamet, asla dinden taviz anlamına gelmedi.
Sahabe efendilerimiz hiçbir yerde başka dinlerin otoritelerine karşı eğilip bükülmediler; fakat hepsine karşı adaletle muamele ettiler.
ASIL FEDAKÂRLIK İMANIMIZA SAHİP ÇIKMAK
İnsanlara iyilik yapmak, fedakârlıkta bulunmak elbette İslam’ın özüdür.
Ancak en büyük fedakârlık, bütün baskılara rağmen imanını onurla taşımak; en büyük izzet ise Allah’ın rızasını her şeyin önüne koymaktır.
HOŞGÖRÜDE GENİŞ, İNANÇTA SARSILMAZ OLMAK
İslam’ın çağrısı nettir:
Kimseyi dışlamadan, kimseyi ezmeden, ama kendi inancını asla eğip bükmeden yaşamak.
Kur’an’ın bize öğrettiği yol budur:
-Hoşgörüde Rahmet Peygamberi gibi geniş olacağız.
-Adalette Hz. Ömer gibi dosdoğru olacağız.
-İnançta Hz. İbrahim gibi sağlam duracağız.
-İzzeti yalnızca Allah’tan isteyeceğiz.
Sonuç itibariyle niyazımız şudur: Rabbimiz bizi kitabının şu duasında olduğu gibi sabit kadem eylesin ve Rabbimiz, bizi doğru yoldan ayırmasın.
Ve ey âlemlerin Rabbi!
Doğru yoldan uzaklaşanlara da hidayet kapılarını aç, kalplerini hakikate çevir, senin nurundan uzak kalanları yeniden dosdoğru yola ulaştır.
Bizi izzetini sadece Senden alan kullarından eyle.
Hoşgörüde geniş, imanda sağlam, hakikatte sebatkâr, doğrulukta sarsılmaz eyle.

