Aziz Dağtekin Yazdı
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bugün, uzun zamandır görmediği bir fırtınanın tam merkezinde. Bir yanda “partinin ideolojik hattından koparıldığını” savunan ve örgüte “Ayağa kalkın” çağrısı yapan bir manifesto; diğer yanda ise partiyi “emanet” olarak tanımlayıp “Bu ulu çınarın gölgesi haramın sığınağı olamaz” diyerek yönetimi isim vermeden hedef tahtasına oturtan eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu.
CHP içinde taşlar yerinden oynuyor. Peki, bu sadece bir “eski genel başkan-yeni genel başkan” çekişmesi mi, yoksa partinin genetik kodlarında yaşanan bir kırılma mı?
“Ayağa Kalkın” Çığlığı ve Siyasetsizlik Eleştirisi Ortaya atılan manifesto, sıradan bir parti içi eleştiri metni değil. “Siyasetsizlik” vurgusuyla, mevcut yönetimin partiyi iktidar alternatifi olmaktan uzaklaştırdığı iddia ediliyor. En dikkat çekici nokta ise; ittifak ortaklarından yapılan “transferler” üzerinden dile getirilen ahlaki sorgulama. “Geleni bağrına basıyorsan, gidene sesini çıkaramazsın” cümlesi, aslında sadece bir eleştiri değil; partinin ideolojik omurgasının zayıfladığına dair bir uyarı çanı.
Kılıçdaroğlu’nun “Arınma” Resti
Kılıçdaroğlu’nun sosyal medya üzerinden paylaştığı video, sessizliğini bozmasının ötesinde bir anlam taşıyor. “Emanete kara çalınamaz” ve “Gerektiğinde arınmayı da bilir” ifadeleri, mevcut yönetime doğrudan bir mesajdır. Kılıçdaroğlu, partinin temiz kalması adına bir “temizlik operasyonuna” ihtiyaç duyulduğunu, yani bir nevi “özüne dönme” hareketinin şart olduğunu ima ediyor.
Yayınlanan “arınma” videosunun Ali Öztunç, Faik Öztrak gibi etkili ve tecrübeli isimler tarafından paylaşılması, CHP’nin içindeki fay hattının tahmin edilenden çok daha derin olduğunu gösteriyor. Bir yanda “güzel yaşlanma” göndermeleriyle Kılıçdaroğlu’nu saf dışı bırakmaya çalışanlar, diğer yanda “disiplin süreçleri işletilsin” diyen keskin kalemler…
CHP’yi Neler Bekliyor?
CHP, bir yol ayrımında. Ya manifesto ve Kılıçdaroğlu’nun söylemleriyle tetiklenen bir “iç hesaplaşma” sürecine girerek ideolojik bir yenilenme yaşayacak ya da bu kutuplaşma parti bünyesinde daha büyük bir fraksiyonlaşmaya (parçalanmaya) yol açacak.
Disiplin tartışmaları, ihraç çağrıları ve vekiller arasındaki sosyal medya atışmaları; partinin enerjisini dışarıya, yani iktidara karşı kullanmak yerine kendi içine hapsetmesine neden oluyor. Ancak unutulmamalıdır ki; tarihin her döneminde kendi iç meselelerini “devrimci bir iradeyle” çözemeyen yapılar, halk nezdinde inandırıcılıklarını yitirmişlerdir.
Bugün CHP’de yaşananlar sadece bir “koltuk savaşı” gibi görünse de aslında daha derin bir çatışmanın habercisi: Parti, “eski alışkanlıkları” ile “yeni arayışları” arasında bir denge mi kuracak, yoksa bu fırtına ulu çınarı sarsmaya devam mı edecek?
CHP yönetimi için soru artık çok net: Kendi tabanınızdan gelen bu “ayağa kalkın” sesini bir tehdit olarak mı göreceksiniz, yoksa bu bir “yeniden doğuş” için son şans mı?
Siyaset, susanları asla affetmez. Bugünün suskunları, yarının “çöküşünün ortakları” olarak tarih sayfalarına geçecektir. Soru şu: Tarih bu günleri nasıl yazacak? Bir “yenilenme hikayesi” mi, yoksa bir “dağılma senaryosu” mu?
Bekleyip göreceğiz. Ancak görünen o ki, CHP’de sular durulmayacak; aksine, fırtınanın en şiddetli anı henüz başlamadı bile.